Not: Detaylı
jeolojik ve arazi modeli ile ilgili haritalar için ana sayfadaki << Afet
Tehlikesi ile ilgili
Haritalara
>> geçiniz.
Bölgede meydana gelen heyelanların
oluşumunda çeşitli faktörler rol oynar. Ancak genel bir yaklaşım olarak
öncelikle jeolojik faktörün ön plana çıktığı söylenebilir. Afet İşleri Genel
Müdürlüğünce 1966-2000 tarihleri arasında yapılan heyelan etütleri veri
tabanından sorgulanıp coğrafi ortama taşındığında heyelan nedeniyle nakli veya
kontrole alınması öngörülen yerleşim birimlerinin belirli jeolojik ortamlarda
yoğunlaştıkları gözlenmektedir. Şekil 1 de Afet
İşleri Genel Müdürlüğünce heyelan nedeniyle nakli (kırmızı noktalar) veya
kontrole alınması öngörülen (mavi noktalar) yerleşim birimlerinin jeolojik
harita üzerindeki dağılımı gösterilmektedir. Bu çalışma kapsamında yapılan
gerek arazi çalışmalarında gerekse Coğrafi Bilgi Sistemi çalışmalarında da
öncelikle jeolojik özelliklerin heyelan gelişiminde belirleyici rol oynadığı;
belirli jeolojik birimlerde (özellikle fliş tipi birimlerde) daha yüksek
alansal değerlere ulaştıkları anlaşılmaktadır.
Bölgesel anlamda meydana
gelen heyelanların nedenleri olarak:
Şekil
1
·
Özellikle
bölgenin kuzeyindeki fliş tipi birimlerin çok sık yamaca paralel tabakalanma göstermeleri;
·
Allokton
niteliğindeki İnaltı kireçtaşlarının ve Yaralıgöz grubuna ait kireçtaşlarının,
topografik olarak daha alt kodlardaki flişlere sürekli su aktarmaları;
·
Kayaçların
aşırı tektonize olmuş olmaları ( özellikle bölgenin güneyinden geçen Kuzey Anadolu
Fay Zonu içerisindeki kayaçlarda süreksizlik yoğunluğu çok fazladır.) ;
·
Kuzey
Anadolu Fay Zonu içerisindeki yamaçların dengesiz yapıları.
·
Bölgedeki
akarsu ağının yoğun oluşu nedeniyle yamaç topuklarının sürekli akarsular tarafından
aşındırılmaları;
·
Kuzeydeki
kıyı kesiminde yer alan yamaçların Karadeniz'in dalga aşındırmasına açık
olmaları;
·
Bölge
morfolojisinin zorlaması nedeniyle yamaç topuklarının sürekli yollar tarafından
kesilmesi;
Bölgede görülen heyelanların
büyük bir çoğunluğu eski heyelan kütlelerinin yeniden aktivite kazanmaları şeklindedir.
Çalışma sahasında görülen
değişik türdeki kütle hareketi için Varnes’e ait sınıflama esas alınmıştır. En
sık görülen hareketler: 1- Kaymalar (Düzlemsel veya Rotasyonel) 2-Akmalar şeklindedir.
Raporda ‘heyelan’ olarak ifade edilen terim günlük kullanımdaki şekliyle
kayma ve akmaları temsil etmek için kullanılmaktadır. Kaya düşmeleri ayrıca
incelenmiştir.
Düzlemsel
Kaymalar
Bu tip heyelanlar daha çok
bölgenin kuzeyinde özellikle Çatalzeytin’den Cide’ye kadar uzanan bütün kıyı
boyunca yoğun bir şekilde görülmektedir.
şekil 2 Genelleştirilmiş bir düzlemsel kayma (Colorado
Geological Survey 1988)

Şekil 2
·
Özellikle,
şeyl-marn-kumtaşı ardalanmasından oluşan fliş tipi birimlerin yeraltı ve yüzey
suyunu geçiren ve geçirmeyen kayaçların ardalanması şeklindeki yapısı topoğrafyaya
paralel olma koşulunda düzlemsel kaymalar için uygun bir ortam yaratmaktadır(foto 1)
·
Meydana
gelen bu tipteki hareketler, geçirgen kumtaşlarından süzülen yüzey sularının
geçirimsiz şeyl tipi birimler tarafından bloke edilmesi sonucu tabaka
düzlemlerinde kayma direncinin yenilmesi şeklinde açıklanabilir. Özellikle bu
bölgede görülen şeyllerin taşlaşmış olmaktan çok, kalıcı olmayan kompakt yapıları
da, suyla temas halinde kohezyon ve içsel sürtünme değerlerinin düşmesi anlamına
geleceği için ayrıca önem kazanmaktadır. Bu nedenle fliş serisi içerisindeki şeyllerin
daha çok zemin davranışı gösterdikleri söylenebilir. Fliş tipi birimler içerisinde
yer alan kumtaşları özellikle tektonizmanın etkisiyle yoğun süreksizlik
yüzeyleri içermektedir. Dolayısıyla süreksizlik hatları boyunca yüzey suları
kolaylıkla yamaç içerisine süzülebilmektedir.
·
Karakteristik
olarak bu tip kaymalar genellikle yüzeye yakın (1-
·
Kayan
kütleler çok parçalı bir yapı gösterirler. Dolayısıyla yüzey deformasyonları
yüksektir.
·
Ayrıca
kıyı boyunca uzanan karayolu ve Karadeniz’in yamaç topuklarını aşındırıcı etkisi
de heyelan gelişiminde önemli rol oynamaktadır.

foto 2
Cide-Doğanşehir ilçesi arasında meydana gelen bir düzlemsel kayma.

foto 3 Inebolu-Doğanşehir ilçesi arasında
meydana gelen bir düzlemsel kayma.
Dairesel
Kaymalar
Bu tip kaymalar bölgesel
anlamda düzlemsel kaymalara göre daha fazla yayılım gösterirler. Bölgenin tamamında
dairesel kayma tipindeki heyelanları görmek mümkündür. Özellikle Tosya-Ekincik,
Araç-Çaykaşık, Cide-Denizkonak köylerinde, Azdavay ve Şenpazar (Kastamonu il
merkezinin Kuzey batısı) bölgesindeki kömür arakatkılı birimlerdeki
heyelanlarda bu durum belirgin örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğunlukla
eski heyelan kütlelerinin yeniden aktivitesi şeklinde görülmektedir.
şekil 3
Genelleştirilmiş bir dairesel kayma (Varnes 1978)
·
Bu
tip kaymalar, kendine ait dairesel bir kayma yüzeyi boyunca gelişir.
·
Bu
tip heyelanlar düzlemsel heyelanlara nazaran daha kütlesel bir yapıda
gözlenmektedir.
·
Çalışma
bölgesinde topografik olarak 15-25 derece arasındaki eğimlerde yoğunlaşmaktadırlar.
·
Çoğunlukla
yamaç topuklarının akarsu erozyonu ile aşınması ve/veya yeraltı suyu yükselmeleri
ile oluşurlar.
·
Bölgenin
güney kesiminde yer alan Kuzey Anadolu fay hattına yakın alanlarda ise deprem etkisi
ile olduğu ileri sürülebilecek çok büyük dairesel tipte eski heyelanlar
görülebilmektedir.
·
Arazi
üzerinde karakteristik olarak iç bükey bir ayna ile dış bükey bir topuk bölgesi
şeklinde özellikler gösterebilirler. Ancak özellikle topuk bölgelerinin akarsu
vadileri ile çakıştığı koşullarda heyelanın bu kısmı ortamda görülememektedir.
·
Kayma
yüzeyleri diğer kütle hareketleri ile karşılaştırılınca daha derindedir ve
hareket daha yavaştır.
·
Çok
kütlesel ve derin kayma yüzeylerine sahip olanları, hacimsel daralma gösteren
kayma yüzeylerinde sünek deformasyon tipine sahip ilerleyici özelliktedir. Bu
nedenle bu tip heyelanlarda ikincil hareketler gelişebilir (Zaruba ve Mencl
1982).
·
Hareket
eden kütle (veya kütleler) çok parçalı bir yapı göstermez. Hareket geriye dönük
dairesel bir nitelik taşıdığı için üzerindeki yapıların dikey konumlarını
kaybetmeleri gibi özellikler gösterebilir.
·
Tipik
olarak yarım ay şeklinde bir taç bölgesi ile geriye dönük şevlerle temsil
edilen bir morfolojileri vardır. Bu nedenle drenaj sistemleri bozuktur ve
üzerinde su birikintileri görülebilir. Bu şekli ile heyelan kütlesi su içeriğini
sürekli arttırır ve yeni aktiviteler kazanır.
·
Arazi
şartlarında bu tip heyelanlara ait özellikler aktif değillerse kısmen kaybolmuş
olabilir.
·
Çoğunlukla
topuk bölgeleri akma tipi hareketlere geçiş gösterir.
Düzlemsel ve rotasyonel
kaymalara ek olarak bu iki kayma tipinin bileşkesi olarak düşünülebilecek terminolojide
bileşik kayma olarak isimlendirilen heyelanlar da görülebilir.
foto 4 Inebolu – Cide arasında
görülen bir dairesel kayma
foto
5 Tosya-Ekincik köyünde görülen bir dairesel kayma.
foto
6 Cide yakınlarında görülen bir dairesel kayma.
foto
7 Ilgaz – Kastamonu arasında görülen bir dairesel kayma
Akmalar
Bölgenin Azdavay ilçesi-Devrekâni
çayı yamaçlarında daha yoğun olarak görülebilen akma tipindeki hareketler çoğunlukla
yüzeysel karakterli, belirli bir kayma sathının olmadığı hareketler olarak
bilinir. İçerisindeki malzemenin cinsine göre çamur akması veya moloz akması
olarak isimlendirilebilir. Hareket mekanizması genel olarak viskoz sıvıların
hareketine benzetilebilir. Çalışma bölgesinde genellikle aşırı yağışlardan
sonra meydana gelen çamur akması şeklindeki hareketler olarak görülmektedir.
Şekil 4
Genelleştirilmiş bir Akma tipi hareket (Varnes 1978)
Bölgenin birçok kesiminde
ana kayaç niteliğindeki birimler yüzeyde görülmektedir. Bu nedenle heyelanların
çoğu ana kayaçları kapsar niteliktedir. Sadece üstteki ayrık örtü ile sınırlı
heyelanlar bölge genelinde alansal olarak oldukça az yer tutar. Bu tip
hareketler daha çok akma ve krip şeklindeki hareketler olarak görülmektedir.
Yukarıda açıklanan kütle
hareketi tiplerine ek olarak Ilgaz Dağı geçidinde olduğu gibi kompleks yapıda
gelişebilen, heyelan tipinin daha karmaşık olduğu hareketler de
görülebilmektedir. Bu tip hareketlerde kayma, akma ve kopma tipi hareketler
birlikte görülebilir. Bu konudaki bilgiler heyelan envanter haritasının oluşturulması
sırasında bir veri tabanında saklanmıştır (şekil 4).
Yoğun kıvrımlı ve kırıklı
yapı heyelanların oluşumunda önemli rol oynamaktadır. Fayların kayaçların
deformasyonundaki ve kil oluşumundaki etkisinin yanında yeraltı su çıkışlarına
neden olması heyelan gelişimi anlamında belirleyicidir. Ayrıca kıvrımlı yapı da
yeraltı suyunun kapanlanmasına yol açtığı için hidrostatik anomaliler yaratarak
heyelan oluşumunda etken olmuştur foto 8. foto 9
Bilindiği gibi Kuzey
Anadolu Fay Zonu il merkezinin güneyindeki Tosya ilçesinden geçmektedir. Kuzey
Anadolu Fay Zonuna yaklaştıkça eski ve aktif, büyük heyelan kütlelerinin sayısı
artmaktadır. Bu tip heyelanlara örnek olarak Tosya – Gövrecik, Tosya- Ekincik,
Tosya – Kargın ve Tosya – Bürnük köylerinde görülen heyelanlar sayılabilir.
Bölgenin birçok kesiminde formasyon kontakları faylıdır. Bu nedenle formasyon
geçişlerinde su varlığının daha fazla olmasından ötürü heyelan potansiyeli daha
yüksektir.
Özellikle bölgenin kuzey
kesiminde üst kotlarda görülen Yaralıgöz gurubuna ait kompakt kireçtaşları su
depolayan ve fliş tipi birimlere su aktaran bir işleve sahiptir. Bu nedenle
formasyon kontaklarında sıkca heyelanlar görülmektedir. Cide - Denizkonak
köyünde ve Çatalzeytin -Yaralıgöz dağı eteklerinde benzer oluşumlar
gözlenebilmektedir. Ayrıca Azdavay ilçesi civarında gravite kaymaları ile konumlanmış
Inaltı kireçtaşı blokları da karstik yapıları ile fliş tipi birimlere su
aktararak heyelan gelişiminde rol oynayabilmektedirler.
Bölgenin daha çok güney
kesiminde gözlenen melanj niteliğindeki metaofiyolitler, özellikle serpantin ve
grafit şist tipi birimler, deforme oldukları ölçüde yüksek heyelan potansiyeli
oluşturmaktadırlar. Bilindiği gibi melanj niteliğindeki birimler heterojen yapılarıyla
hidrostatik anomoliler oluşturarak heyelan gelişimine uygun jeolojik koşulları
meydana getirebilirler. Bu tip heyelanlar Ankara-Kastamonu devlet kara yolu
Ilgaz geçidinde sıkca görülmektedir. Bu heyelanlar genellikle karmaşık tipte
veya rotasyonel heyelanlar hareketler olarak gözlenmektedir. Söz konusu
heyelanların sürekli aktivite göstermeleri sonucu bu yol güzargahının
terkedilmesi gündemdedir.
Topoğrafik eğim de heyelan
gelişiminde etkin olan faktörlerden biridir. Çalışma alanının özellikle kuzey
kesiminde ki Pontid kuşağında topoğrafik eğimlerde ani değişmeler
görülmektedir. Dolayısıyla bu kesim için dengesiz bir topoğrafik yapının olduğu
söylenebilir. Daha güneyde Tosya ilçesi ve yakın çevresinde de benzer şekilde
Kuzey Anadolu Fay Zonuna yaklaşıldıkca dengesiz yamaç şekilleri yoğun bir şekilde
görülebilmektedir.
Genel olarak akarsu ve
yollar yamaç topuklarının aşınmasında rol oynayan unsurlardır. Bu nedenle
stabilite bozucu etkileri vardır. Özellikle Devrekâni çayı inceleme bölgesinin
en önemli akarsularından biridir; büyük bir alanda doğu – batı yönünde akarak
yamaç topuklarının erozyonunda etkin olmaktadır. Kıyı şeridinde denizin yamaç
topuklarını aşındırması da heyelan gelişiminde etkin rol oynamaktadır.
Ayrıca yollar, doğal drenajı
bloke eden bir işleve de sahip oldukları için heyelan gelişimine neden
olabilmektedir.
Heyelan gelişiminde
öncelikli rol oynayan jeolojik ve topoğrafik özelliklerin heyelanla olan ilişkileri
Coğrafi Bilgi Sistemi ortamında mekânsal analiz boyutunda ele alınmıştır (Söz
konusu analizlerle ilgili daha detaylı bilgiler Uygulanan yöntem -.Adım 4 alt
başlığında incelenmiştir).
Uygulanan
Yöntem
Çalışmamızda öncelikle statik
parametre olarak kabul edilen kayaç tipi ve topoğrafya dikkate alınmıştır. Ayrıca
heyelan oluşumunda bölge bazında daha az rol oynayan fay, yol ve akarsu gibi etkenler
de modele dâhil edilmiştir. Heyelan gelişiminde rol oynadıkları bilinmekle
beraber bitki örtüsü, yeraltı suyu ve deprem ivmesi ile ilgili veriler bölgenin
tamamına cevap vermediği ve heyelanlarla olan ilişkilerinde belirsizlikler olduğu
için modele dâhil edilmemiştir. Ancak Kastamonu il merkezinde deprem senaryosu
kapsamında deprem - heyelan ilişkisi incelenmiştir.
Uygulanan model esas olarak
‘ne zaman ?’ sorusu yerine ‘nerede ?’ sorusuna bir
cevap olarak düşünülebilir. Zaman perioduyla ilişkilendirilmediği için
terminolojik olarak “heyelan duyarlılık haritası” , “heyelan tehlike haritası”
na göre daha doğru bir kullanım olacaktır.
Yağışla ilgili bazı veriler
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden alınarak veri tabanları oluşturulmuştur. Ancak
bu veriler ek bilgi olarak kullanılmaktadır. Bu kapsamda ne kadar yağış miktarının
heyelana neden olduğu belirgin olamamaktadır. Esasen konu yağış – heyelan ilişkisi
yerine yağışla birlikte değişik birimlerdeki kayma parametrelerinin ve yeraltı
suyunun ne ölçüde değiştiği, kritik değerlerin ne olduğu şeklinde ele alınıp
hidrolojik model oluşturulması daha uygun bir yöntemdir. Ancak hidrolojik
faktör bitki örtüsü ve yamaç yönü ile oluşturulan indirek bir yaklaşım olarak
tercihe bağlı olarak uygulanabilir. Benzer şekilde deprem etkisi de yeterli
verilerin olmaması ve deprem – heyelan ilişkisinin çoğunlukla stabilite analizi
üzerine kurulu olması nedeniyle homojen olmayan geniş sahalara dönük modelleme
yapılmasını imkânsızlaştırmaktadır. Ayrıca bu kapsamda gerçek örnekler çalışma
alanı için mevcut değildir. Bitki örtüsü ve heyelan ilişkisinde de belirsizlikler
çoktur. Stabilitenin bitki örtüsü türüne göre nasıl değiştiği tam olarak
bilinememektedir. Dünyada benzer heyelan duyarlılık haritaları ile ilgili çalışmalarda
da hidrolojik model, bitki örtüsü ve deprem etkisinin heyelan oluşumunda rol
oynadığı kabul edilmekle beraber; bu faktörlerin oluşturulan modellerin dışında
tutulduğu örnekler çoğunluktadır (Carrara 1991). Çalışmamız sırasında da söz
konusu faktörler yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı modellemeye katılmamıştır.
Çalışmada esas olarak Varnes
(1978)’ e ait kütle hareketleri sınıflaması esas alınarak düzlemsel ve dairesel
kaymalar ile akma tipi hareketler dikkate alınmıştır. Arazide tespit edilen her
heyelana ait lokal özellikler oluşturulan ayrı bir veri tabanında tutulmuştur.
Raporlamada ise güncel bir ifade olan heyelan terimi genel kütle hareketleriyle
eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.
Heyelanla
ilgili faktörlerin değişik ağırlıklarla heyelanı şekillendirmeleri ve bu oluşumun
coğrafi konuma göre sürekli değişmesi bu anlamda Coğrafi Bilgi Sisteminin gereğini
beraberinde getirmektedir. Bu nedenle yöntem olarak Coğrafi Bilgi Sistemi
merkezli bir çalışma seçilmiştir. Bilindiği gibi Coğrafi Bilgi Sisteminin veri
yığınlarını oluşturmak, düzenlemek, mekânsal alana taşımak, tematik (=veya türev)
haritalar üretmek, heyelana ait faktörleri ayrı katman haritalar şekline
getirmek ve ilgili faktörlerin mekânsal analizini yapmak gibi işlevleri vardır.
Jeoteknik
verilerin çalışma alanına göre yeterli çoklukta olmamasından jeoteknik değerlendirme
belirleyici olarak kabul edilmemiştir. Sadece Coğrafi Bilgi Sistemi ile ilgili
çalışmaları desteklemek amacıyla, DSI ve Doç. Ilyas Yılmazer’in yaptığı çalışmalara
ait kalıcı kayma parametreleri ile belli noktalar için stabilite analizleri yapılarak
eğim – topoğrafik eğim ilişkisi araştırılmıştır. Ayrıca Kastamonu il merkezi
ile ilgili deprem sonrası meydana gelebilecek heyelanları incelemek amacıyla
jeoteknik kapsamda pseudo-statik analizler yapılmıştır.
Adım 1
Afet Işleri Genel Müdürlüğünce
1966-2000 yılları arasında yapılan toplam 663 etütde heyelanlı olarak tespit
edilen alanlarla ilgili veri tabanı oluşturulmuş ve bu veriler 1/500.000
ölçekli jeolojik haritaya taşınarak heyelanların hangi birimlerde yoğunlaştığı
konusunda bir ön-değerlendirme yapılabilmiştir. Şekil 1 de görüldüğü gibi nakli ve kontrole alınması uygun
görülen heyelanlar ilin kuzeyindeki Mesozoik birimlerle güneyde Kuzey Anadolu
Fay Zonuna yakın birimlerde yoğunlaşmıştır. Ancak bu aşamada kullanılan
jeolojik harita ve noktasal veriler heyelan haritası olarak değil; sadece mevcut
veri tabanındaki heyelanlı yerleşim birimlerinin çok genel bir dağılımını
sunmaktadır.
Adım 2
Bu aşamada daha büyük
ölçekli haritalar kullanılmıştır. Bu kapsamda:
1:25000 ölçekli MTA' ca
üretilen Sayısal Jeolojik Haritalar
1:25000 ölçekli Harita
Genel Komutanlığınca üretilen Sayısal eş yükseklik haritaları temel haritalar
olarak kullanılmıştır.
Bu haritalardan:
1. Eğim,
2. Yamaca paralel tabakalanma,
3. Yamaç yönü (bakı),
4. Fay zonlama,
5. Yola ve akarsulara uzaklık
gibi tematik haritalar üretilmiştir. Raster veri yapısı mekânsal
analizlere olanak sağladığı için bütün veriler raster ortamına taşınmıştır.
40*40 m lik birim alanlar için Grid sistemi oluşturulmuştur.
NOT:
Bu haritalardan bazılarını ana sayfadaki afet tehlike haritaları butonunu tıklayarak
görebilirsiniz.
Ulaşımın mümkün olmadığı
belirli alanlarda ise 1/35000 ölçekli hava fotoğraflarından yararlanılmıştır.
Geçmiş dönemlerde olmuş
heyelanların, gelecekte olabilecek heyelanlara ışık tutabileceği düşüncesiyle
heyelan envanter haritasının bu anlamdaki önemi açıktır.

Adım 4
Çalışmanın bu safhasında
öncelikle oluşturulan heyelan envanter haritasının Coğrafi Bilgi Sistemine aktarılması
gerçekleştirilmiştir.
Özellikle heyelanların
hangi topografik ve jeolojik birimlerde yoğunlaştığı mekânsal analizlerle
tespit edilmiştir. Esas olarak heyelan envanter haritasıyla ilgili tematik haritalar
çakıştırıldıktan sonra alansal dağılımlar dikkate alınmıştır. Mekansal
analiz anlamında jeolojik formasyon ve topoğrafik eğimle ilgili çapraz tablolar
oluşturulmuştur (Şekil 5).
Bu gibi çapraz tablolarda
her heyelanın ortalama topografik eğimi ve jeolojik birimlerdeki alansal dağılımı
gösterilebilmektedir.
Şekil 4 Arazi çalışması sırasında heyelan ve yamaç özelliklerini kapsayan veri tabanının şematik yapısı.
|
HEYELAN |
ORT_EĞIM |
KRA |
KRKZ |
KRD |
KRI |
KRIG |
|
a1_1 |
20,6148 |
391110,823 |
622081,782 |
0,000 |
175537,929 |
0,000 |
|
a1_2 |
21,1399 |
36955,353 |
344916,632 |
0,000 |
3079,613 |
0,000 |
|
a1_3 |
16,6560 |
0,000 |
126264,124 |
0,000 |
227891,346 |
0,000 |
|
a1_4 |
13,5263 |
0,000 |
101627,222 |
0,000 |
83149,545 |
0,000 |
|
a1_5 |
19,6800 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_6 |
18,5431 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_7 |
15,3796 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_8 |
8,7788 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_9 |
9,4141 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_10 |
11,8242 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1-11 |
11,6977 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_12 |
12,9303 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_13 |
19,2767 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_14 |
15,5020 |
0,000 |
58512,643 |
0,000 |
360314,695 |
0,000 |
|
a1_15 |
23,6508 |
46194,192 |
67751,481 |
0,000 |
30796,128 |
0,000 |
|
a1_16 |
17,9005 |
0,000 |
659037,135 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_17 |
25,3808 |
0,000 |
317200,117 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_18 |
11,4188 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
110866,060 |
0,000 |
|
a1_19 |
18,6193 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_20 |
24,6329 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_21 |
16,3355 |
0,000 |
55433,030 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_22 |
20,0404 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_23 |
16,0763 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
0,000 |
|
a1_24 |
13,5686 |
0,000 |
381871,985 |
0,000 |
246369,023 |
0,000 |
Şekil 5. Heyelan-Ortalama Eğim-Jeolojik
formasyon alansal ( m2) dağılım Çapraz Tablosu
( E30 paftasının
bir bölümü için, kullanılan jeolojik simgeler için Ek1 e bakınız )
Şekil 6 da görüldüğü gibi
heyelanların belirli jeolojik formasyonlardaki dağılımı çok farklılıklar gösterebilmektedir.
Bu farkın heyelana karşı olan duyarlılığı ifade ettiği düşüncesiyle modelleme
yapılmıştır.

Şekil 6.
Jeolojik Birimler içersindeki heyelanların Alansal dağılımı
Heyelan
topografik eğim ilişkisi de heyelan envanter haritasıyla eğim haritasının çakıştırılması
ve heyelan alanlarındaki topoğrafik eğimin istatistiksel dağılımının
belirlenmesi ile elde edilebilir.
Heyelanların
çok yüksek eğimlerden ziyade orta dereceli eğim aralığında (17-22 derece gibi)
daha fazla yoğunlaşması dikkat çekicidir. Bu durum dik topoğrafik eğimlerde
kayma yerine lokal kopmaların oluştuğu şeklinde de yorumlanabilir. Yüksek topoğrafik
eğimin yüksek heyelan potansiyelini göstermemesi modelleme sırasında da dikkate
alınmıştır.
Daha sonra
alansal dağılıma göre her ilgili sınıfın ağırlıkları tespit edilerek
kategorilendirme yapılmıştır.
Ağırlık değerlerinin
belirlenmesinde her jeolojik (veya eğim aralığında) heyelan alanı yoğunluğunun
tüm heyelan alanı yoğunluğuna oranlanması şeklinde bir yöntem izlenmiştir
(Çizelge 1 ve 2). Bu yöntem ile ilgili benzer çalışma Westen (1993) tarafından
da yapılmıştır.
Fay, Yol ve
akarsu gibi heyelan faktörleri çizgisel yapılar oldukları için bu nesneler için
uzaklıkları ifade eden dereceli-tampon sayısal haritalar üretilmiştir.
|
Jeo. For, |
a) Hey
Alanı |
b) Formasyon Alanı (m2) |
a/b |